21 Aralık 2014 Pazar

Yalın

Etrafımdakilere kendimi vermeden ilerliyorum, dur duraksız. Nerdeyim bilmiyorum. Bir önemi de yok zaten önemi olan şeylerin değer görmediği bir dünyada. Yalın ayak basıyorum yere, ayağıma ne batıyor bilmeyerek. Hangi acılar zorla girmek istiyor bedenime ben kabul etmez iken. Ve hangi rüzgar savurdu beni buralara; sormadan,etmeden.
Hayat işte... Sen nerede, nasıl, kim olduğunu anlamaya çalışırken vurmuşsa okkalı bir tokadı o tutsak yüzüne birden, susma. Asla pes etme. Devamı gelecek kısa zamanda, kendini korumaya fırsat kalmadan. Ayağına batan camlar ayağını kanatmakla kalmamış, artık bedeninin bir parçası olmuşsa eğer; korkma. Sen de camdan kalbe sahip olduğunu unutma! Acıların sen ilerledikçe peşinden geldiği bir dünyada, yıkılmak güçlendirir insanı. Gülmekten çekindiğin her durum için on katı gözyaşıyla karşılaştırıyor ise hayat seni, git kendini boğ gözyaşı denizinde. Tutsaklığının aidiyetini bir köşeye süpürdüğü sonsuzluğa doğru çıkmışken yola, sırtına aldığın çantayı at yere! Sırtında taşıdığın yüke borçlanmış iken, at kendini sonsuzluğa.Kurtul!
Zor olmamalı yola çıkmak; çıplak bir şekilde, dünyanın tüm nimetlerinden(!) ayrılarak. Ayırt ederek kendini senden, uzun sürecek bu yolda. Ve bilerek, sana kendini adamış olanı 'aidiyete tutsaklar dükkanı'nda satılık bırakacak kadar yorgun düşmüş bulacağını.
Küçük bir aşk masalı benimkisi, sonsuzluğa. Sonsuzluğun aşkı sonsuzluk iken ruhum tok benim bu zamansızlığa, kör olmuşluğa, apansızlığa ve insanların vurdumduymazlığına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder