Dinlemiyorum. Kimseyi dinleyemiyorum. O kadar yoğun bir his var ki içimdi. Acı değil umut diye kandırıyorum. Elimi oynatamıyorum, vücudum artık benden habersiz. Ne yaparsa yapsın diyorum. Ben gitmişim haberim yok.
Hiçbir şey yokmuş gibi yapamıyorum. Yazı yazıyorum ama bu baba iyi gelmiyor. Daha da hatırlatıyor. Başka bir şeylere dönüyorum ama hemen aklıma geliyor. İşte o anda tüm barajlar açılıyor.
İnsanların acıyan gözlerle bakmasını da istemiyorum. Ama bir o kadar da bir dal bulup tutunmak istiyorum. Her defasında elim kayıyor, tutamıyorum. Nefret et dedin ya, edemiyorum. Nefret etmek sanki uçsuz bucaksız dünyalarda kaldı. Biz de yok artık. Ben dayanamıyorum. Bir şeyler o kadar eksik ki, ben artık onun yerini nasıl doldururum, bilmiyorum.
Durup durup kendime kızıyorum, suçlusun diye. Sonra yine kızıyorum, bir suçlu mu var diye. Bir kaybeden bir kazanan mı var sanki. Bir ağlayanbir gülen mi, bir hüzünlenen bir coşan mı. Ne var şimdi bizde bir söylesene. Neden gidiyorsun, neden bırakıyorsun?
Duramıyorum burda, kelimeler boğazımı düğümlüyor, sürekli uyuyasım var ama gözlerim fal taşına bürünüyor, ardından kollarım bağlanıyor ve bırakıyor gözyaşları kendini... Böyle değil aslında, gözyaşlarım, ellerim, kollarım, gözlerim benim değil. Birileri, ya da "biri" benim her şeyimmiş. O gitmiş, ben solmuşum gibi. Bırakmışlar beni kuytu bir köşeye, alın bu solmuş çiçek. Kim napsın beni, sulayan çok ama bilmiyorlar ki daha da çöküyorum böyle. Kimse çiçeğin elinden tutmuyor ki bu devirde? Benim elimden tutan oydu, sendin. Şimdi bıraktın, gittin. Hayalperestliğime tat kattın. Burdasın gibi, böyle saçmalıyoruz. Kek yakıyoruz,dertleşiyoruz.
Hiçbir sey o eski günlerdeki gibi olmayacak, olmaz da zaten. Olabilir mi sence, kim layık bu kadar büyük bir yaraya merhem olmaya. O yarayı kapatmaya ben cesaret edebilir miyim? Kabuk bile bağlatmamışım, gittikçe açılıyor sanki. Kapatamıyorum ama içimden gelmiyor.
Notları okuyorum, fotoğraflara bakıyorum, videolar izliyorum. Gülemiyorum. Gülerken hemen duruyorum. Hayır diyorum. Biz birlikte gülerdik. Tek gülmem artık ben, gülemem. Gülersem sanki tüm dağlar teker teker yıkılacakmış gibi. Ağlasam da aynı, gülsem de. Ne farkeder ki? Bu saatten sonra ne çare. Kim geldi kim gitti bilmiyorum. Buralardayım işte 1 aydır. Ne oldu sanki, gelen yok. Gelmeyecek...
Kahretsin ki gelmeyecek. Ben yine her akşam yatmadan mumumu yakacağım, biraz kendime döneceğim, o şarkıyı dinleyeceğim. Ya 18 ya da 25 eylüldü. O gün bir şeyleri bilmeden adım attım. Dedim ki iyiki atmışım. Hala diyorum iyiki ordaydım. Şimdi buradayım ama sanki o gün hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Hiçbir şey bitmedi, sürüp gitmiyorsa. Biri durdurdu sanki. Devam edemem dedi zaman böyle akmaya. Neden dedim ne yaptık sana? Siz bir şey yapmadınız, ben geldim sadece dedi. İşte bu kadar boş her şey. Napsam iyi gelmiyor, dönüp duruyorum kendi etrafımda. Birileri de var belki burda ama ne çare, olmayınca da ne farkediyor ki.
Böyle yazmayı, çizmeyi çok seven belki de defter kullanmasını bilmeyen bir çocuğun burukluğundayım. Kalemi alınmış, defteri kalmış. Ne kalemsiz yaşayabilir ne de defterim kaldı diye sevinebilir. Ben kendi kalemimi kaybetmişim. O kalemi kendim yontmuşum, defalarca teklemiş. Sanki ben gideceğim demiş, en başından demiş. Ben dinlememişim. Biri bana kalemimi geri versin, o olmadan yazamıyorum. Defterimi kullanmama şans verin?
Dipnot : Fazla hayal kurmak bünyeye kısa zamanlı mutluluk verirmiş. Umut olurmuş. Ama en büyüğü de gelmeyeceğini bildiğin bir gemiyi beklemekmiş. Ama ya gelirse esasıyla her gün o sahile çıkıp beklemekmiş. Kimse yok sahilde, ama gelir, gelecek. Gelmeyecekse de gelecek. Hayal etmek bedava, ne istiyorsan onu düşün. Gelir ya da gelmez. Ama gelseydi, napardım biliyor musun? Sarılırdım ve bırakmazdım...
İşte küçük bir çocuğun hayallerine ortak oldun okuyucu. Bu çocuk büyümeyecek. Sen fazla ümitlenme bu çocuk o gemiyi bekleyecek, her defasında daha da yaralansa da bekleyecek. Çünkü gemideki onun her şeyi, her şeyi...