3 Mart 2013 Pazar
Özgürlük
Özgür olmayı seviyorum. Birilerinin bana karışmadığı, kendi istediğimi yapıp ona göre hareket etmekten fazlasıyla hoşlanıyorum. Elbette özgürlükten kastım asla başka birinin özgürlüğünü kısıtlayacak ya da onu rahatsız edecek derece de olmaz. Mesela otobüste 'cak-cak! sakız çiğneyen insanlardan hoşlanmam, müziği sonuna kadar dinleyenden de ya da bağıra bağıra konuşandan da. Elbette sakız çiğnenir, müzik dinlenir ya da telefonla konuşulur ama rahatsızlık vermemek şartıyla. Rahatlıksa diğer bir mesela :D Her zaman aşırı rahat giyinen bir insan oldum. Liseye kadar arada bir pantalon giyerdim onun dışında hep eşofman. Ama şuan bakıyorum da spora giderken bile kotla giderim yani, sorun olmaz. Gerçi yine rahatım, özgürüm. Bundan da gayet mutluyum. Kendim olmayı seviyorum. Rahatım dediysem öyle aman salla gitsin hayat ne ki tarzı biri değilim tabiki. Nerde ne yapacağımı bilirim, sorumluluklarımın da farkındayım. Çünkü böyle olmak zorunda. Özgürlük ya da rahatlık dediğim şey benim hayat anlayışım belki de. Giyim tarzım, konuşma şeklim, müzik anlayışım ya da daha farklı şeyler. Özgürlük tanımı bana sadece kısıtlama anlamına ters düşen bir anlam vermiyor açıkçası. Özgürlük bana gökyüzünü çağrıştırıyor ya da yokuş aşağı koşmak gibi. Engel yok, mutluluk var ve sonsuzluk. Kısıt yok, limit yok ve rahatlık. Her şey istendiği gibi. Özgürlük bana göre şezlongta kitap okumak gibi. Denizin sesi, insanların mutluluğu, güneşin ışıltısı, hafif bir gölge ve elinde muhteşem bir kitap. Özgürsün işte.. O an her şey senin elinde. Güneş sende, deniz içinde ve kitap akışı sende. Özgürlük bu. Sınırsız limit asla özgürlük değil. Özgürlük aile yanında yaşamak ya da yaşamamak da değil. Özgürlük senin sen olmayı en sevdiğin an aslında. Sen sen olmaktan mutlusun ve sen artık senin elindesin. Hiç tereddüt yok çünkü sen kendini o an keşfetmişsin. Çok basit gibi gözüküyor ama öyle. Kendini hissetmek bu kadar kolay işte. Şezlongta kitap okumak kadar basit ve bir o kadar rahat. Kendimi keşfettiğimde 14-15 yaşındaydım sanırsam. O an özgürlüğün tadını çıkardım işte. Açık havada, sokağın ortasında bulduğum bir banka oturdum ve saatlerce gelen geçen insanlara baktım. Yürüyüşleri farklıydı, yüzleri bambaşka hepsi farklı bir yöne gidiyordu; bazıları tek bazıları yanında biriyle. Amaçlar farklı, belki biri işine yetişmeye çalışıyordu hızlı hızlı, biri yeni alacağı kıyafet için içinde pır pır eden heyecanla doluydu , bir diğeri hastaneye yakınına yetişmeye çalışıyordu. Kim bilir ! Tek ortak noktaları o an orda olduklarıydı belki de. Aynı dili konuştuklarını kim bilebilir, aynı dinden, aynı şehirden ya da aynı duyguda olduklarını. Herkes tamamıyla farklıydı ve bu da onları onlar yapıyordu. O an farkettim ben orda niye durduğumu. İnsanları izlemek beni rahatlatmıştı. Sanki film gibiydi. O ses beni rahatlatmıştı çok uzun bir süre. Aslında o günden beri oraya hep giderim, evime uzak olmasına rağmen orda gezerim. Yakın yerdeki sahaflara uğrarım. Kitap almasam da kokusunu hissederim. Hanları dolaşırım. Çarşının içinde bir o yana bir bu yana gezer dururum tek başıma. Bazen yanımda biri olur ama amaçsız. O an sadece orda olup cidden ben olduğuma inanmak istediğim için. Canım sıkıldığında oraya giderim. Küçükken annemle oraya gittiğimiz için birinci sebep o aslında oraya gitmemin nedeni ; alışkanlık. Belki de küçükken olduğum gibi özgürüm orda. Kitaplar, çarşıdaki ses, tanıdık yüzler. Sahaftaki insanların beni gördüğünde hoşgeldin demesi bile beni o kadar mutlu ediyor ki. Kitapları görünce ben bir o kadar mutlu. Çarşının içinde duyduğum onlarca tanıdık ses. Hep aynı uğultu var sanki. Seneler geçse de aynı. Ben 5 yaşındayken de ordaydım ve o sesi duyuyordum, şimdi de. Değişen çok şey var ama benim o an orda görmek ve duymak istediklerim o kadar tanıdık ki. Onlar değişmedi. Ve ben onlar değişmediği için kendime inanıyorum. Kendimi her gidişimde buluyorum. Umarım 40 yaşına da gelsem oraya gidişimde hem ben hem o değişmediğimiz için mutlu olurum, kendimi tekrar bulurum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder