Anlatamıyorum. Ne hissettiğimi dökemiyorum kelimelere bir türlü. Oldum olası dökemem, ben yazmayı severim sadece. Yazabildiğimden değil, kelimeleri dökebildiğimi hissettiğimden, bana hissettirdiklerinden.
Son zamanlarda çok hissetmek istedim yazmayı, başaramadım. Kendimi anlatmaya çalıştıkça yalpaladım. Çok kırıldım kendimi anlatmak isterken.Özellikle bu aralar hissettiklerimi anlatmak için neler vermezdim.
Bir insan en çok kendini anlatamadığında yaralanırmış, en çok hislendiğinde dökülürmüş asıl gerçekler. İçinden geçenleri en çok üzüldüğünde söylermiş. Ama en çok böyle zaman alırmış dersini. Eğer bir insan ben hayatımda bu kadar azimli, kararlı birini görmedim diyorsa ona onun kararsızlığından kendi azminden ya da çırpınışından bahsetmeyecekmiş. Hiçbir zaman yuvasına dokunmayacakmış yavru kuşun, dışardan izleyecekmiş o zamanlarda. Kimse kimsenin ne hissettiğini anlama gafletine düşmeyecekmiş. Çünkü kimse kimsenin gerçekten nasıl hissettiğini anlayamazmış. Anlamak istermiş elbet ama "çok" kelimesi kadar belirsiz, "benimki" gibi bencilmiş. İnanın bana insan sadece düşleyebilirmiş. O an onu hissedebilmeyi düşlemeliymiş. Çünkü "o zamanlarda sen benim ne yaşadığımı anlayamazsın." ifadesi belirirmiş sadece. En saf duyguyla dahi söylenen "ne hissettiği anlıyorum" ifadesi baltalanırmış tüm gerçeklikler tarafından. O an tek bir gerçek kalırmış... Umut...
Onun hissiyatına yaklaşma değil onun kurtuluş umudu...
Biliyor musun insan beklemeyi bilmeliymiş. Defalarca sormalıymış kendine bir şeyi yapmadan önce. Ve daha da önemlisi 'o'nu 'o' yapan şeye dokunmamalıymış. İnsan en çok kendine vurulan darbede yıkılırmış. Değişmesinin beklenmesinden kaçarmış. Ama bir şey unutulmuş, bazen korku her şeyin ötesine geçermiş. Öyle bir işlermiş ki ruhuna, onun kendine dönmesinden korkarmış kişi. İnsan bir kere gülüşünü bildiği, dostum dediği birini bir bilinmezden çıkarmak istermiş. Korku tüm odayı sardığında da, tüm kaçaklar sinermiş bedene. İşte o vakit onu kurtarma umuduyla savaşın ortasına atarmış kendini, savaşta yitirilen canlar şehit, kanlar şehit kanıymış ya bu savaşta da kan hayal kırıklığıymış. Savaşa her şeyiyle giden can hayal kırıklığına uğratırmış onu. Çünkü savaş tek çözüm değilmiş. Savaş sabırsızların en sevdiği şeymiş, korkakların taptığı.
Ve şimdi anlıyorum neden yeter dediğini, şimdi anlıyorum kılıç seslerini... Ama beklemeyi bilmeyen birine beklemeyi öğrettin sen, susmayı bilmeyen birine susmayı. Hala düşünüyorum da bazen geçmiyor, hani geçer demiştin ya. İşte o iz olarak kaldı... Beklemeyi öğrenen ya da öğrenmeye başlayan biri için susma vakti. Yarın büyük gündü hatırlar mısın, ben hatırladım. Belki sen de hatırlamak istersin...
Dediğim gibi bence insan en çok dikkat ettiği zaman kırarmış bardağı, dökermiş suyu. Ve insan en çok kendine vurunca bulurmuş doğruyu...
Dipnot: Bir umut sallıyorum elimi sahilde, belki o gemi gelir bir gün. Tabi batmamışsa... Tek dileğim bir fırtınaya yakalanmışsa en kötüsü, yalnızlığı fısıldasın rüzgara. Rüzgar bilir yalnızlığın notalarını, umudun dansını. Ben burdayım... Bekliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder