11 Mayıs 2014 Pazar

Cam

Kırıyorum herkesi, her şeyi. Yıkıyorum, döküyorum. Ve sadece psikolojik de değil artık. Az önce bir şey oldu ve mutfakta ne varsa kırıldı, üç beş bardak tabak, güzel bir çiçeğin gövdesi de tabi. Yere saçıldı toprak, cam kırıklarıyla buluştu. Ne toprağı saksısına koyabiliyorum, ne de kırdığım şeyleri eski haline çevirebiliyorum. Ben yıkıcıyım sanki.
Her şeyi tüm gücümde yıkıyorum. Kendimi de kırıyorum. İçimdekilere yazık ediyorum, parçalıyorum her şeyi. Bilerek yapsaymışım diyorum bazen. Belki karşıdakini de üzmezdim. Arkamdan yakınırdı ama kısa sürerdi belki. İstemeden yaptığım onca şey, hatta istemeden yapmaya devam edecekmişim gibi gelen onca şey. Kırmamamın tek yolu saklanmak mı acaba, kaçmak mı? Kendime kaçmak mı, yoksa kendimden mi? Kendini de kıran insan kendinden utançla mı kaçar yoksa korkuyla mı...
Daha devam mı edeceğim acaba insanları üzmeye, o camları, parıldayan bana gülümseyen insanları kırmaya devam mı edeceğim. Kendimi de kaybetsem ya mesela. Kaçmak değil yanılıyorsunuz, bu en büyük ödül olur bana.
Bana fazla geldim ben, insanlara da. Gülümsetmekten çok üzdüm sanki, kırdım, döktüm. Ama hala onu ya da onları geri isterken bendeki bu korku delirtiyor beni. Sevgimi, güvenimi korumak adına girdiğim yolda ya yeniden kırarsam her şeyi. Hem o yola girmek istiyorum delicesine, canımı paylaşmak istiyorum. Öte yandan korkuyorum, hem ben onları hakedecek ne yaptım diyorum, onları üzmek dışında. Kırmak dışında... Biri çıksın söylesin, ne yaptım ben bozmaktan başka?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder