Ayda bir odamı düzenlerim. Okuduğum kitapları belli bir kısma, okumadıklarım başka kısma. Ivır zıvırlar için ya da benim için değerli olan şeyleri küçük kutulara koyarım. Bügün de o günlerden biriydi. Kitapları ayarladım ve kutulara baktım. Yeşil kutuyu açmamla, ağlamam bir oldu zaten. Yaklaşık 3 yıl önce kaybettiğim cocker cinsi Tarçınımın tasması kutunun içindeydi. Bize 2 haftalıkken gelmişti, ilk zamanlar biberonla besleniyordu hatta. Çok minikti , aşırı derecede şekerdi. Gerçi babamın telefonunu parçaladı, benim projemi yemişti, deri koltukları yırttı filan ama onun tek isteği bizimle birlikte televizyon izlemekti. Apartmanda yaşadığımız için evin içinde durmak durumundaydı balkona koyamazsın sonuçta. O da ilk koridordaki yatağında uyuyordu ama 1 hafta olmadan açık kalan salon kapısından girmiş ve kendini salonun orta yerinde bulmuştu. Boş durur mu, tabiki hayır. Hemen ortalığı dağıtmış ve koltuklara saldırmıştı. Ben kızmak istedim ama kızamadım bile. Küçücüktü demek ki oyun istiyordu minik Tarçınım. 2 ay kadar bizde kaldı ama tek bir gece bile havlamadı. Komşuları bir kere olsun rahatsız etmedi. Etrafı pisletme konusunda ilk başlarda sorun yaşasak da sonradan ona da çözüm bulmuştuk. 1 aylıkken babam köpüren şampuan almış onu yıkamak için, gerçi yıkanmaktan hiç hoşlanmazdı ya. Neyse biz bunu yıkadık ama o şampuanı görünce nasıl mutlu oldu :) O zaman en az onun kadar ben de sevinmiştim. Evet elimde şuan tasması var ama tasmayı hiç takmadık neredeyse. İlk zamanlar takmıştık kaybolur diye sonuçta 2-3 haftalıktı ama baktım kaçacak gibi değil çok mutlu. Hem tasmayla rahat oyun oynayamıyorduk onunla parkta. Ben de tasmasını bir köşeye koymuştum. Sonra 2 aylıkken onu bakım evine verdik. Eğitim alması için hem de belki daha rahat eder düşüncesiyle. O kadar çok yer sorduk ki. Çünkü bazı yerler döverek, bağırarak onlara zarar vererek işlerini yapıyormuş. Bunu duyduğumda vermek istemedim ama onu eve sokarken yüzündeki mutsuzluğu görüyordum. O dışarıda oynamak istiyordu. Neyse biz ondan bir süreliğine ayrıldık. Bizden 2 hafta uzak kalacaktı . Biz ilk hafta sonu yanına gittik. İkinci hafta aradığımızda bakım evi telefonunu açmadı. Gidip gördük ki, çoktan toplanmışlar ve bakım evi kapanmış. O sıra çok yağmur yağmıştı, bakım evini de su basmış selden dolayı. Birçok hayvanı kaybetmişler. Tabi sağ kalanları da alıp kaçmış insanlar. Biz Tarçın'ı aradık ama yok. Ölenler de belli değil sağ olanlarda. Ben bunu duyduğumda o kadar üzülmüştüm ki, pişman olmuştum keşke gitmeseydi diye. Ama artık iş işten çoktan geçmişti. Sonradan bakım evi sahibini babam bulmuş, babama sizin Tarçın'ı kaybettik demiş ama sadece o kadar. İnsan olsaydı da arasaydı Tarçın'ı kaybettiğimiz gün. Niye kaçtı ki, neden izini kaybettirmeye çalıştı. Neden önlem almamışlardı, yanından dere geçen bir yere neden bakımevi yapmışlardı. Neden biz bunu düşünememiştik? O kadar çok düşündüm ki günlerce belki de haftalarca . Ama Tarçın artık yoktu. Son halini hatırlıyorum da bakım evinde biz giderken bir bakışı vardı gitme diye. Keşke bir kerecik onu dinleseymişim, keşke...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder